Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ABDÜLKADİR BEYİN HATIRALARINDA ÇAPANOĞLU İSYANI YOZGATLI ÜNLÜ EŞKIYALAR SORGUN'UN İŞGALİ

Durali Doğan

15 Eylül 2010, 17:17

Durali Doğan

Dr. Ali Şakir Ergin'in yayına hazırladığı "Çapanoğulları Hadisesi ve Abdülkadir Beyin Hatıraları" adlı kitabı bir yudumda okuma fırsatı buldum.
        Kitap, Yozgat Çapanoğulları İsyanı'na ışık tutan bir eser. Hatıratı yazan Abdülkadir Sönmez bey tamamen başından geçen olayları ve 1920'li yıllarda Yozgat'ta meydana gelen hadiseleri açık açık yazmış.
        Abdülkadir Bey Kayseri'nin Develi kazası  Mal Müdürlüğünden istifa ederek Yozgat'ta Eymirözü mevkiindeki bağa gelerek ailesiyle mütevazi bir hayat sürmeye başlar. Yazı burada, kışı ise Yozgat'ta geçirir. Çapanoğulları ailesi mensuplarından Edip. Celal, Salih, Halit ve Mahmut beylerle sohbet meclislerinde bulunur. 
        O yıllarda Yozgat'ta Çapanoğularının nüfus bölgelerinde yer yer çetecilik ve soygunculuk hareketleri görülür. Bu hareketler kısa zamanda isyan hareketine dönüşür. Çerkes Ethem bu olayları bastırmak için görevlendirilir. Çerkes Ethem milis kuvvetiyle Yozgat'a gelir. Çapaonoğulları ve asilerin hiçbir direnişiyle karşılaşmaz. Çapanoğulları ailesine ait ne varsa yağma edilir. Birçok kişiyi Yozgat'ta idam ettirir. İlk idam ettirdiği kişi ise Hafız Şahab'tır. Daha sonra Çapanoğlu Edip Bey ve kardeşlerini yakalamak amacıyla Alaca üzerinden Arapseyf köyüne doğru yürür.
         Dağa çıkan Çapanoğlu ailesinden Celal ve Edip beyler bir ara Sorgun nahiyesini işgal etmeyi ve oradan Yozgat'a geçmeyi düşünürler. Sorgun'da yağma ve talan yaparlar. Sorgun'un işgali kitabın 70 ve 71. sayfalarında şöyle anlatılır. :
         "Bu defa, atlı Sorgun nahiyesini işgal etmeyi ve oradan Yozgat'a hareketi düşündüler. Bu şekilde karar verdiler. Bulunduğumuz yer Sorgun'a nihayet bir buçuk- iki saat kadar bir mesafede bulunuyordu. Atların yönünü, gelen Meçece atlılarının da katılmasıyla birlikte Sorgun'a çevirdik. Atlının toplam sayısı beş yüz'le altı yüz arasında idi. Fakat, her uğranılan köyde beş- on ilâve oluyor ve çoğalıyorlardı. Tam Sorgun'a yaklaşmıştık, Cumafakılı köyü eteklerinde ve Sorgun'a hakim bir tepecik üzerinde atlı tertibat aldı ve hücumla Sorgun'a girmeye karar verdiler. Atlı akın etti. Atlı kasaba (Sorgun) kenarına yaklaşır yaklaşmaz iki taraftan da silâhlar patlamaya başladı. Nahiye karakolunda bir mülâzım (yedek subay) maiyetinde birkaç jandarma bulunuyormuş. Bunlar kasaba haricinde tertibat almışlar ve müdafaaya karar vermişler. Atlı, Köhne'nin (Sorgun ilçesinin önceki adıdır) dört bir etrafından akına başlayınca, bazı noktadan müdafaa etmek istemişler ise de beş yüzden fazla süvariye karşı yedi-sekiz kişinin bir kıymeti olmayacağından, atlı her taraftan kasabayı işgal etmiş ve müdafaa eden jandarmalardan birkaç tanesi de vurulmuş ve yaralanmış. (Sorgun'un işgali:13 Haziran 1920) 
          Bir kısım süvari hükümet dairesini de işgal etmişler. Daha sonra Edib Bey, Celâl ve Salih Beyler, ben de beraber olduğum halde, nahiye müdüriyet odasına geldik. Yaralanmış jandarmalar da orada başlarındaki zabiti de çıplak bir vaziyette bulduk. Üzerinde elbise namıyla bir şey kalmamış, don ve gömlek oturur vaziyetteydi ve mütemadiyen ağlıyordu. Kendisinin karşı koyma durumunda olmadığını, burada efradın (erlerin) tâlim ve terbiyesi için muallim olarak gönderildiğini ve canına kıyılmamasını ri ca ediyordu. Tabiî buna lâzım gelen teminat verildi ve hayatının korunacağına, bizim bu çıkış hareketimizin kimsenin hayalıyla alâkalı olmadığı ve karşı koyma durumuna düşülmezse, efrattan da yaralanma hadisesinin meydana gelmeyeceğini ve hayatı için kat'iyyen merak etmemesi hakkında kendisine teminat verildi ve elbiseleri de atlılardan aranmasına başlandı. Fakat, kimseye söz söylemeye ve haber anlatmaya imkân bulunmuyordu. Atlı arasın da herkes kendi başına bir kumandandı.
         O sırada nahiye karakolunda bazı silâhlar mevcut olduğu öğrenildi ve alınmak istenildi .Ancak onu da biz gitmezden evvel yağma etmişlerdi.Benim elimdeki silâh yapma ve tek atar bir martiniydi."
          Sorgun'dan sonra Yozgat'a hereket ederler. Karakaya köyünde kalırlar. Yozgat'a girişlerinde Edip Bey adamlarını uyararak "Köhne'de (Sorgun) yaptığnız talan ve can yakmak gibi olaylar olmasın" der. Çalatlı köyünden yeşil sancak ile karşılanırlar. Çapanlar işgalcilerle beraber 14 Haziran 1920'de Yozgat'a girerler. Halit bey hapishanelerdeki hapisleri bırakır.
        Abdülkadir bey bu olaylardan birkaç gün sonra Sorgun'da kaldığını hatıratında kitabın 82. sayfasında şöyle anlatır:
        "Akşama yakın Muşalim Kalesi'ne geldik. Yanımdaki atlı Kürtler oralı idi. Tabidir ki orada kalmak istediler. Ben yalnız biraz yemek yedikten sonra çıktım ve akşamdan evvel Sorgun'a ulaştım. Bizim merhum Yusuf Bey Sorgun'un şeriatçılar tarafından tayin edilmiş müdür vekili bulunuyordu. Beni hanesinde bırakmadı. Eve getirdi. Önce uzun müddet konuştuk ve biraz rahat edip uyuduktan sonra erkenden kalktım. Bağa gideceğim. Henüz biz evden çıkıyor iken bir şayia yayıldı. "Yozgat'a kongre atlısı girmiş. Topla memleket harap edilmiş. Beylerden bir kısmı ise ölmüş, bir kısmı kaçmış kurtulmuş" denildi. Bu haberi getiren kişiyi aramak mecburiyeti hasıl oldu. Hemen birlikte çarşıya çıktık, "Söyleyen bir Hırıstiyanmış hamama doğru kaçmış" dediler. Binaenaleyh iki ihtimal arasında daha fazla beklemek istemedim ve hemen ata bindim ve Dişli köyü yolundan yola çıktım."
 Abdülkadir Bey Eymirözü'ne vardığında Kuvayı Milliyenin Arapseyfe kadar geldiği , Eymirözü'ne de geleceği haberini alınca hanımı ve çocuklarını alarak Sorgun'un Eynelli köyünden Veli Ağa'nın evine bırakır. 27 Haziran 1920'de Çerkes Ethem Arapseyfi basar.
         Salih, Halit, Celal ve Abdülkadir Beyler Deveci köyüne kaçarlar. Halit bey kardeşlerini Adana'ya geçirdikten sonra Dersim'e geçecek ve orada Kürtlerle birleşerek temin edeceği bir grup atlı ile tekrar dönmek ve mücadeleye devam etmek istiyordu. Abdülkadir bey bu görüşe katılmaz ve geri döner. Tipideresi köyünde bir gece kalır. Abdülkadir bey çoban kıyafetinde atını ve silahını da Tipideresi köyünde bırakarak Eymirözü'ne döner.
 Sonraki günlerde Celal ve Edip ve Abdülkadir bey Samsun yolundan İstanbula' gitmek isterlerse de çeşitli sıkıntılar yüzünden bunu başaramayarak ve geri dönerler.
 O günlerde halk arasında Çerkes Ethem'in 23 Haziran 1920'de Yozgat'a geldikten sonra ilk etapta 10 kişiyi astırdığı rivayet ediliyor. Ele geçmeyenlerin ailelerini de Ankara'ya gönderiyor. Bunların evlerini yağma ediyor ve yıktırıyor. Kuva-yı Seyyare kumandanı olarak genel af ilan ediyor: "Asilerin geride kalanları beş- on gün içinde cepheye iştirak etmek şartıyla teslim olabilirler, bu suretle hayatları korunacak deniliyordu."
            Af üzerine Abdülkadir bey, Edip Bey, Salih Bey ve Şekip beyi bindirerek yaylı at arabası ile Ankara'ya gönderirler. Bunlar Ankara'da milletvekili Emin Sazak Beyin büyük yardımlarını görürler.Abdülkadir bey hatırasında Emin Sazak beyden uzun uzun bahseder.
          O çalkantılı günler geçtikten sonra Kasım 1920'de Eskişehir'de görev almış, 1921 yılı Temmuzunda Eskişehir'in Yunan işgaline uğraması sebebiyle boşaltılması olayını da bizzat yaşamıştır.
          Kitapta Ö. Faruk Boran Hoca'nın intibalarını yazdığı bir defterden de önemli notlar alınmış. Kitabın 224. sayfasından O. Faik Boran Hoca'nın "Yozgat isyanı" başlığıyla yazdığı ve genel olarak Çapanoğulları ve çevredeki olaylarla İlgili olarak intihalarını yazdığı defterden bir bölüm:
 "Çapanoğulları bertaraf edildiği halde, onların bıraktığı eski yalar, yer yer soygunlara devam ediyorlardı. Bunların artıklarından en çok fenalık yapan eşkıya, Aynacıoğulları ve ayakları Göçük Sülük, Kara Mıstık, Ayvacı(Ayvacıoğlu), Çopur Yusuf, Kirampalı Sadık, Gödek Mıstık, Katil İlyas, Kavlak Ali, Miktat, Murtaza, Götüeğri, Kördede, Altındiş Mustafa, Belpınarlı Hüseyin, Kuzkunlu Kıran Hasan Çöllü, Çerkes Meçece, Karabacaklı İsmail, Çavuşköylü Hayri, Dedikli Yahya, Kendirikli Mürit, Manişarlı Halil, Kara Mulla, Kara Battal, Kürt Mulla Hasan, Yassıhüyüklü sıhüyüklü Deli Bekir, Ebiloğlu Musa, İshaklılı Kula, Çayırözlü Hazret ve Muallili Durak."
  "Bu eşkıyalardan Aynacıoğlu Hasanı, kardeşi Mehmet Eymir harbinde yanlışlıkla öldürdü. Göçün Sülük, Kara M ıslı! Acyvacıoğlu ecel ile öldüler. Çopur Yusuf çarpışmada, Kiramı lı Sadık, Gödek Mistik da çarpışmada öldüler. Katil Ilyas, M loğlu ve Kara Battal ve arkadaşları tarafından pusuya düşün i rek öldürüldü. Kavlak Ali ve Kürt Mamo asıldılar. Mikdat, Mm taza, Götüeğri, Altındiş Mustafa, Kördede, Güvenlik Kuvvı-ıl- n tarafından, Belpınarlu Hüseyin, Aynacıoğulları tarafından üMıi rüldü. Kıran Hasan, Çöllo,Çerkeş Meçece ecel ile öldüler. K.u.ı bacaklı Çerkeş İsmail Suriye'ye kaçtı ve orada öldü. Çavuskn\ lü Hayri'yi jandarmalar vurdu, ölüsü Yozgat'a getirilerek Uslıır edildi. Dedikli Yahya çok kanlı katil idi. Yozgat'ta istiklal M.ıh kemesi, çok genç kardeşi Salih'le beraber astı. Kendirlikli Mııı ıi, ecel ile öldü. Manişarlı Halil asıldı. Kara Mulla çarpışmada öldiı rüldü. Kara Battal, Katil İlyas'ın kardeşleri tarafından öldüriıMil. Kürt Mulla Hasan ecel ile öldü. Yassıhüyüklü Deli Bektri Ayım cılar öldürdü. Ebiloğlu Musa'yı kardeşi Mahmut öldürdü. İslı;ık lılı Kula öldürüldü. Çayırözlü Hazret ecel ile öldü."
           Kitapta Ö. Faruk Boran Hoca'nın intibalarını yazdığı bir defterin 225. sayfasında ise başına en çok çete toplayan Aynacıoğullarından bahsediliyor:

          Bunların başında 400 atlı vardı. Çok yerleri kasıp kavurmuşlardı. Bunlar aslen Kürttürler. Erbaa'dan gelip Çekerek kazasının (o zaman nahiye idi) yakınında -bir saat mesafede- Özüviran denilen ufak bir köye yerleşmişlerdi. Bunlar yaş sırasına göre, Hasan, Mehmet, Hüseyin ve Efe olmak üzere dört kardeş idiler. Babaları ölmüş idi, anaları sağ, beli iki tabancalı bir kadındı. Gül Mehmet ve it Memo adında çok cânî iki yeğenleri de vardı.
 Aynacıoğullarını Hükümet kuvvetleri tepeleyemiyordu. Üstelik koca bir alay bu çeteyi görünce dağılıp kaçıyorlardı. Devecidağı, Zile havalisi bu çetenin tahakkümü altında idi. Bunların zulümleri haddini aşmış idi. Pek çok jandarma, asker ve halkın kanına girmişlerdi. Yozgat Jandarma Alayında görevli Binbaşı Saip Bey, Aynacıoğullarını takibe memur olmuştu. Yozgat'ın cesur ve keskin nişancı jandarma Tabağın Durak'ı da yanına alarak Çekerek bölgesine gelmişler; Binbaşı:
 -Ben Aynacıoğullarını ikna ederek teslim olmalarını sağlarım, görüşmek isteyerek yanlarına gidelim, diye ısrara başlamış. Bu adamlan pek iyi bilen Durak,
 -Etme Binbaşım, bizi elimizi bağlayarak ölüme götürüyor sun. Yapma bunu\ dediyse de söz dinletememiş. Aynacıoğulları'nın (tarafından), ellerinden silâhları alınarak yanlarına götürülen Binbaşı ve yanındakiler;
 -Tam fırsat, elimize düştünüz mü diyerek kurşuna dizilmişlerdir.

         İSTİKLAL MAHKEMESİ YALINIZ ALLAH'TAN KORKAR
        Kitapta Ö. Faruk Boran Hoca'nın intibalarını yazdığı defterdeki notlar kitabın 227. sayfasında ise İstiklal Mahkemesinden şöyle bahsedilir:
       "İsyanın molozları henüz temizlenmemişti. Yozgat'a bir "İstiklâl Mahkemesi" gönderildi. Adliye binasına yerleşip çalışmasına başladı. İstiklâl Mahkemesi'nin kapısına şöyle bir levha asılmıştı: "İstiklâl Mahkemesi Yalınız Allah'tan Korkar." Bu durumda herkes buraya girerken tüyleri ürperiyordu.
Bu mahkeme Yozgat'ta "25" yirmi beş kişi astı. Bunların içinde bir de bir Rum vardı. "Gök Dodor" adındaki bu çete. Yozgat'ın Garipler köyündendi. Aynacıoğullarına casusluk yaparmış. Mahkeme yakalanan canileri bir günde muhakeme yapıyor, ertesi günü bakıyorsun adam ipte. Yani ertesi günü asıyordu. Bunun temyiz ve sairesi yoktu. Bu Rumla o gün Askerlik Şubesi önünde on yedi kişi asılmıştı.,,"

       DEDİKLİ YAHYA
     Ö. Faruk Boran Hoca'nın intibalarını yazdığı defterden kitabın 229-230. sayfalarında Dedikli Yahya'dan da 'Bugünkü adıyla Yozgat'a bağlı Esenli kasabası)  şöyle bahsedilmektedir:
 "Dedik'li Yahya da çok kanlı bir eşkıya idi. 20-30 kişinin kanına girmiş idi. Bunu bir defa yakaladılar. Hapiste iken hapishanenin altından tünel kazarak otuz kişi ile birlikte kaçmış idi. Uzun bir takipten sonra kardeşi Salih ile (17) yakalanmıştı. Bunu da İstiklal Mahkemesi yargıladı. Ertesi günü gece yarısı idama getirilirken, o büyük canavar Yahya'nın dizleri tutmamış, jandarmalar kollarından tutarak zor güç idam sehpasına getirip ipi boğazına geçirmişler. Bu arada idam sehpasına çıkan onyedi yaşındaki Salih, ağabeyine şöyle sesleniyordu:
 -Ağam, bu namussuzlar bizi nasıl olsa asacaklar. Kendini gel, metanetini muhafaza et. Diyerek ipi boğazına kendi geçirmiş.
 Dedikli Yahya'yı Durali Doğan Sorgun 95 Kitabında şöyle anlatır:

        DEDİKLİ YAHYA VE REŞİDİN DESTANI
       (1876-1926)
       Osmanlı İmparatorluğunun yıkılış dönemi. Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı gibi savaşlarda akranları savaşırken, 1876'lı yıllarda dünyaya gelen Reşit, Yahya gibi bazıları askere gitmişler. Reşit, altı erkek kardeşten en gözü katı olanmış. Milli Mücadeleye de karşı çıkıp, dağa kaçmışlar. Çapanoğulları çetelerinin başı dedikli Yahya imiş. Aldıkları altınları zaman zaman köye gelip ailelerine verirlermiş. Bunları yakalamak için zaptiyeler köye baskın yaparlar köylülerde çok sıkıntı çekerlermiş. Çerkez Ethem ve düzenli ordu, Çapanoğullarını,Arap Seyfi' de perişan edince, çeteler dağılmışlar. Yahya, Reşit, Yudanlı Üzeyir, Dedik Köyüne kaçmışlar. Devlet güçlerince takip edilince Yahya teslim olmuş. Reşit ile Üzeyir, Sivri Dağı'na doğru kaçmış. Askerlerin teslim ol çağrısına silahla karşılık vermişler. Çatışma sonunda Reşit ile Üzeyir Sivri Dağı' nın tam tepesinde vurularak öldürülmüş. Cesetlerini ayalarından bağlıyarak iple sürüyüp düzlüğe indirmişler. Yahya ise yargılanarak idam edilmiş. Her üç eşkiya ihanetin cezasını canlarıyla ödemiş. Arkalarından da bir destan söylemişler. Bu destanı sanatçı Turan Karabulut TRT repertuarında çok okumuş.
  Destanı yeğeni ve onun adını taşıyan 70 yaşındaki Reşit Ünal (Yazılıtaş Köyü'nden) söylemiştir.
 
YAKIN OYLUM OYLUM SİVRİ DAĞINI
Davran kırat davran Sivri' ye davran
Uyan İreşid' im geçiyor kervan.
Otuz atlıya da sen idin savran.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı' nı
 
Düğün kurdum gardaşların gelmedi.
Şu garip halimi kimse sormadı.
Kâfir düşman cenazemi kılmadı.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı
 
Dudular kumrular ötüşürm' ola.
Açıldı yaralar bitişir m' ola.
Yahya, Reşit imdada yetişir m !ola.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı
 
Yağmur yağdı yamçılarım ıslandı.
Hüseyn geldi şu kayaya yaslandı.
Zalim kurşun ciğerimde paslandı
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı
 
Reşit derler idi cahil bir uşak
Beline bağlamış yedi kat fişek.
Eşkiyalık derler bizde alışak.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı.
 
Paşa köye vardık yedik eriği.
Beş kurşuna aldık pullu bürüğü.
Bu da İreşid' in küçük feriği.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı.
 
Bize emir veren Alman'dır Alman
Arkadaşım Karamanlı Süleyman.
Taburası sen üstüme gelemen
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı.
 
İstanbul' dan çıktığımı görmüşler.
Kıratımın sekişinden bilmişler.
Bizi öldürmeye karar vermişler.
Yakın oylum oylum Sivri Dağı'nı

  
          ÇERKES BURUNOREN'LI SABİT VE ARKADAŞLARI
         Kitapta Ö. Faruk Boran Hoca'nın intibalarını yazdığı defterdeki notlar kitabın 230. sayfasında Çerkes Burunören'li Sabit, altı arkadaşıının öldürülmesi ve Sorgun'un çeteler tarafından işgali  şöyle anlatılıyor:
       "Bu şakiler uzun takipten sonra yakalandılar. (Bunları o zaman Sorgun Nahiyesi Müdürü, sonradan benim kâin pederim Rifat Bey anlatıyor.)
      "Birçok takipten sonra, Çerkes Burunören'li Sabit, altı arkadaşı ile birlikte yakalandı. Nahiye merkezine getirildiler. Yozgat'la temasımızda, Yozgat'a getiriniz emrini aldık. Yanımda o zaman jandarma Deli Durak, Kekeç Kâzım, İpeğin İhsan, Çıtakların Sami vardı. Yozgat'a yarım saat mesafedeki Recepli köyüne geldiğimizde bir süvari jandarma bizi karşıladı. Gizli bir emir getiriyordu. Emirde "Bu eşkıyaları, Recepli ormanında, kaçıyorlardı diyerek imha edin. Bir zabıt varakası düzenleyerek gelin, sağ getirmeyin!" diyordu. Jandarmalar bunları ormanın kuytu yerine götürüp kurşuna dizdiler ve üzerlerindeki paraları da kapıştılar. Ben hem korkuyor, hem de nefret ediyordum.
        SORGUN'UN İŞGALİ
       Çapanoğulları Yozgatı işgale giderken, Sorgun'u da ihmal etmemişlerdi. Bunu, o zaman Sorgun'da Nahiye Müdürü olan Merzifon'lu Çerkes Kuzucuoğlu Osman Ağa'nın oğlu Rifat Bey'den dinleyelim:
       "Ben Nahiye'nin basılacağını düşünerek, aile ve çocuklarımı Yozgat'a yolladım. Çetelerin gelmekte olduğunu duyunca hemen Nahiye binasını terk edip Camiye girdim. Nahiyeyi işgal eden çeteler beni köşe bucak aradılar nihayet Camide bularak Hükümete getirdiler. Burunörenli Çerkes Meçece bana;
        -"Gel bakalım Müdür Bek! Böbürlenerek oturduğun sandalyaya şimdi biz oturuyoruz. Bundan sonra sen de bize hizmet edeceksin, diyerek bir çok abuk sabuk konuşmalar yaptı. Evimizi soydular. Nihayet Nahiye bir hafta kadar bunların elinde kaldı. Çerkes Edhem Yozgat'ı işgal edince ben yine müdürlük vazifesine getirildim."

Bu haber 3272 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN