Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Mehmetbeyli Köyünde Oda Kültürü Geleneği

Durali Doğan

15 Eylül 2010, 17:15

Durali Doğan

Kısa adı SOYAŞAD olan Sorgun Yazarlar Aşıklar Şairler Kültür ve Araştırma Derneği olarak köy ziyaretlerimizin bu seferki durağı Mehmetbeyli köyü oldu. Şair Salim Salman’ın davetlisi idik. Başta M. Ali İlbaş, Şahozan ve yönetim kurulu üyelerimiz olmak üzere Salim beyin odasında hoş bir gece geçirdik. Eski oda kültürünü yeniden yaşadık.
 

          NEDEN MEHMETBEYLİ DENMİŞ
          Muhabbetten bahsetmeden önce Mehmetbeyli köyünün kısaca tarihinden, adını nerden almış ondan bahsetmek istiyorum. Köyün kurulduğu yer Çapanoğulları zamanında boş bir arazi imiş. Zamanla burada at yetiştirmek maksadıyla bir çiftlik kurulmuş. Bu çiftliği Çapanoğullarından gelen, yahut bu sülâlenin hizmetinde bulunan Mehmet Bey adında bir zat açmış. Köyün asıl kurucuları Çapanoğlu beylerinden birinin yanında Zaptiye (jandarma) olarak görev yapan ve Başçavuşoğlu namıyla bilinen şahıs, bir gün beyinden kendisine bir miktar yurtluk arazi bağışlamasını rica eder.
  Bey de kendisine
  "-Git Mehmet Bey'in çiftliğine yerleş" der.
 Böylelikle köyde ilk iskan hareketleri başlar. Zamanla  çeşitli yörelerden gelen göçmenlerle köy genişleyerek büyür. Başçavuşoğlu adıyla anılan kişi Hacı Satılmış Ağa'dır.
 

            KÖYÜN ŞEHİT VE GAZİLERİ
            Şehit ve gazileri ile gurur duyan köydür.
 Arif oğlu Servet, Bekir Çavuş'un Eyüp 1. Dünya harbinde şehit olanlardandır.
  Gaziler: Mustafa oğlu Hüseyin (Daşkın)
 1. Cihan Harbinde Kütel amare Savaşlarında gösterdiği kahramanlık dolayısıyle kendisine gazilik unvanı verilmiştir. Sol kolunun pazusunda bir şarapnel parçası, ölümüne yakın ken­diliğinden çıkmış ve Hüseyin gazi bu şarapnel parçasının kabrine konmasını vasiyet etmiştir.
 Bekir oğlu Hacı Höke (Onbaşı): Kurtuluş Savaşı gazilerinden, Antep-Maraş-Pozantı bölgesinde ya­pılan  savaşlara  katılmış,  sonra  Batı Cephesine katılarak İzmir'e kadar sa­vaşan bir süvari askeriymiş. Madalyası 23 Nisan 1336 (1920 tarihli), 1979 da vefat etmiş.
 Zabit oğlu Ferhat Kaya: Kazım Karabekir Paşa Komutasında Kars Cephesinde Ruslarla savaşmış.
 Arif oğlu Mehmet Salman: Yunanlılara karşı yapılan savaşlara katılmış. İsmail Çavuş, Onbeşli Mustafa, İsa Murat diğer savaş gazileridir.
 Hamdi Esen, Yunan'a esir düştüğünde yapılmış bir iğnenin etkisiyle köye döndüğünde konuşamaz vaziyetteymiş.
   

            KÖY ODALARI
            Köy odaları, köylerin sosyal yaşantısının en yoğun, etkin olduğu, insanların toplanıp doyumsuz sohbetlerin yaptığı tek yeri. Köy odası, bir halk okulu olarak görev yapardı. Köy odaları, köyde misafirseverlik töremizi yaşatma yeri idi.
 Köy odaları geleneği XIII. asırda Anadolu Selçukluları zamanında Ahi Evran tarafından kurulan Fütüvvet ve Ahilik Teşkilatı ile başlamıştır.
 Köye gelen garip, yolcu, misafir, tacir, çoban, orakçı, çerçi gibi insanlar hiç çekinmeden ilk buldukları köy odasına misafir olurlar.'' Allah rızası'' için parasız yiyip, içerler istirahat ederler. İhtiyaçları köylü tarafından karşılanırdı. Önceleri Hayvanı için de yem saman verilirdi. Oda sahibi veya köylüler içinde bu çok büyük bir onurdur. Herkes birbirini tembihlerdi ;”Odaya gelen misafire iyi bak.”diye... Köylerde odalar sosyal dayanışmayı sağlardı.
             Kurban ve Ramazan bayramlarının da odalardan bazıları açık olur.. Evlerden sinilerle yemek getirilerek odada yenilirdi. Uzun kış geceleri buralarda geçirdilir.
            Sanki köyün bir hükümet binası, resmi binası, kültür evi gibi, bir halk okulu idi. Köye gelen, tahsildar,memurlar, jandarma, uzaklardan gelen misafirler köy odalarında ağırlandığı, köyün bedava bir konaklama evi idi.
             Komşuların bağına, tarlasına, ekinine, hayvanına veya başka bir eşya ve malına, köyden biri tarafından zarar mı verilmiş, kavga edenler ve şikâyetçi muhtara bildirilir. Muhtar da ihtiyar heyeti ve ileri gelenleri ilgili köy odasına toplardı. Daha sonraki yıllarda bu iş Köy heyet odasında yapılırdı. Şikâyet eden ve edilen de köy korucusu yardımıyla çağırttırılır, orada taraflar dinlenilir, bir karara varılırdı. Zarar verene, zarar ziyan bedeli ödettirir. Bu şekilde devleti de yormadan sulh olurdu. Köy odaları köy mahkemeleri gibi çalışırdı.
             İşte bu düşüncelerle Mehmetbeyli köyünde Salim Salman’ın odasında bir gece geçirdik.
             Yedik, içtik, eğlendik o geçmiş günleri yad ettik.
            Şahozan güzel türküleriyle odadakileri duygulandırırken, M. Ali İlbaş’ın şiirleri dinlemeye değerdi. Köyden Çöl Aslanı yastık ile güreş tuttu. Mehmet Salman babasıyla başından geçen At Hikayesini anlattı. Şairlerimiz şiirler okudu.
 

            ÇÖL ASLANI’NIN YASTIK GÜREŞİ
             Yiğit lakabı ile anılır diye bir söz vardır. Mehmetbeyli köyünde de Çöl Aslanı lakabıyla anılan mustafa Eğilmez Yastık ile bir güreş tuttu ki görülmeye değerdi. Uzun kış gecelerinde odalarda oynanan Yastık Güreşi en çok sevilen seyirlik oyunlarımızdandır.
 Yaşlı bir insanın hayatla mücadelesinin sembolize edildiği yastık güreşi oyunu, hem güldüren, hem düşündüren mesajlarla dolu bir oyundur. Malzeme olarak bir yastık, yere sermek için kilim ve yastığı tutmak için bir kişinin kullanıldığı oyunda, çeşitli güreş figürleriyle oyun devam eder. En sonunda güreşen insanın galibiyeti ile oyun son bulur. Çöl Aslanı da yastığı öyle bir yıktı ki deme gitsin. Zorlu mücadeleden sonra yastığı alt eden Mustafa amca seyircilerden büyük alkış aldı.
 

            BOZOKLU ALİ PEHLİVAN
            Bozoklu Ali Pehlivan, namı diğer Tahtakıran bu köyden yetişen ünlü bir pehlivandır.
 "Tahtakıran" namıyla da maruf Ali Pehlivan Mehmetbeyli'nin hatta mübalağasız Yozgat'ın yetiştirdiği ender bir insandır. Ali Pehlivan oldukça babayiğit bir pehlivanmış. Buğdayı parmaklarıyla ezip un ettiği, ev yaparken 5-6 kişinin kaldıramadığı hezenleri bir başına kaldırıp yerine koyduğu, bataklığa çökmüş kağnıyı çıkarmak için öküzün yerine koşulup kağnıyı çıkarttığını vb. gibi acı kuvvetinin varlığını isbatlayan pek çok olayın kahramanı olduğu söylenir.
             2-3 yaş büyük olan ağabeyi ile güreşerek kendi kendini yetiştirmiştir. İki kardeşin bu oyunlarını sessiz sedasız izleyen annesi nihayet oğlunun iyi bir güreşçi olduğuna kani olmuş ki, adeta O'na icazet verircesine sırtını üç kere sıvazlayıp:
  -Allah işini gücünü rasgetirsin, sırtın yere gelmesin, diyerek oğlu Ali'yi güreşmesi için teşvik etmiştir.
  Annesinden  aldığı bu hayır dua üzerine Adana'ya giden Ali Pehlivan bir çok ünlü pehlivanla güreşe tutuşur ve yavaş yavaş şöhret olmaya başlar. Yozgat ve çevresinde de bir çok güreşe katılır.
             Sivas'ta Kel Memiş isimli Sorgun'lu bir Binbaşı Ali Pehlivan'ın ününü duyar. Sivas yöresinde bir gayri müslim pehlivan vardır ki Türk pehlivanlarını eze eze yenmektedir. Binbaşı Memiş, Ali Pehlivanla bu kefereden öç almak ister ve Ali Pehlivanı Sivas'a götürür. Durumu Ali Pehlivana anlatır ve der ki: Eğer bu kefereyi yenmeyi aklın kesiyorsa meydana çık, yoksa Bozoklu Ali gelmedi der, güreşleri iptal ederiz, der.
  Ali Pehlivan:
 - Eğer tahtadan yarım metre yüksekliğinde bir ring yaparsanız güreşirim, diyerek şart koşar. Bu şart kabul edilir ve güreş başlar.
  Ali Pehlivan, gayri müslim pehlivanla tutuşur ve daha güreş başlar başlamaz Ali Pehlivan rakibini havaya kaldırıp, tahta zemine tepesinin üstüne öyle bir indirir ki, kefere kırılan tahtalardan aşağıya düşer ve boyun kemikleri kırılarak, kafası omuzlarının üstüne çöker.
  Bu güreşten sonra kefere bir daha güreşemez olup, Ali Pehlivan'da "Tahta kıran" namıyla anılmaya başlar.
 

             AT HİKAYESİ
             Mehmetbeyli köyünden Mehmet Salman odada babasıyla başından geçen At hikayesini anlatarak herkesi bol bol güldürdü. Hikaye şöyle:
 Mehmet Salman sabah erkenden babasıyla birlikte at arabasıyla harman zamanı sap getirmeye gitmiş. Arabaya sapı yüklemişler tam yürüyecekken atın birisi gitmem de gitmem demiş. Ora senin bura senin at inatlaşmış. Babası ata yalvarmaya başlamış. Ama güneşde doğmuş. At yerinden bir santim kıpırdamıyormuş, Derken olduğu yere yatmış. Mehmet Salman’ın babası ata yalvarıyormuş:
 - Etme at, kulun kölen olayım, bizi el içinde mahcup etme.
 At duyar mı.  Yine At diretmiş” gitmem” diyormuş.
 -Etme itin köpen oluyum, gün doğdu, ele güne bizi ilan mı edecen.
 Yine atta can cere yokmuş. Sonunda Mehmet Salman’ın aklına bir cin fikir gelmiş. Bir tutam sapı getirip atın altına koymuş çalmış kibriti. Sap yanınca at alev almaya başlamış. At ayağa fırlamış. Bir gidiyormuş parlarcasına.
 Babası bu sefer Mehmet Salman’a dönmüş:
 -Lan oğlum sen bir daha gelme, nerdeyse atı yakacaktın.
 Bütün bunları konuştuk, yaşadık Salim salman’ın odasında.  Bu arada meşhur Arabaşı ve Salim beyin tarlasından yetiştirdiği bal kabağı faslı. Yemeğe değerdi.
 Yediğimizde, konuştuğumuzda bir tat, lezzet, milli bir zevk hissettik.
 Bu geceye katılan, vesile olan herkese başta şair Salim Salman’a teşekkürler.

Bu haber 3402 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN