Aydınlarımızın, Aydınlanma Sorunu


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazıları
Eklenme Tarihi: 16 Eylül 2010
Geçerli Tarih: 24 Eylül 2017, 04:26
Site: Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
URL: http://www.duralidogan.com/yazar.asp?yaziID=347


------Üstat Necip Fazıl, Türkiye’nin sorunları üzerine yaptığı bir değerlendirmede “Sözde mü-nevver, sarsak ve pinpon politikacılar elinde, taa can evinden vuruldu.” diyor. Gerçekten de bugün Türkiye’mizin içinde bulunduğu durumun başlıca müsebbibi Türk aydınıdır. Halka göre hareket edecekleri yerde, halka rağmen hareket eden aydınlarımız Türk aydınlanmasını (Rö-nesans) taa başından baltalamışlardır.
------Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar ya… Yapılan hatalardan ders alınsa idi tekerrür eder miydi acaba? Onlarca yıldır, lastik ayakkabı ile sekiz köşeli kasket arasına mahkûm edilen köylülerin; susuz, elektriksiz günlerin üzerine bir de çöp kokusu çekmeye mecbur bırakılan şehirlilerin; her iktidar değişikliğinde bir hamuda kalkmadıkları kalan memurların; işten atılma korkusu ile yüreklerinin yağı eriyen işçilerin çektikleri sıkıntılarda aydınlarımızın hiç mi suçu yoktu? Yahut kıytırık otellerin kapısına kadar uçak pistlerini andıran yollar yapan zihniyetin, bırakın köy yollarını; ilçeleri birbirine bağlayan yollara bile aynı duyarlılığı göstermemesinin açıklamasını nasıl yapacaksınız?
------Tarihi süreçte, Türkiye’nin sorunu bir aydın ve aydınlanma sorunu-dur. Bu sorunun baş-kahramanları da Türk yöneticileridir hâliyle. İlk defa Kanuni Sultan Süleyman ile başlayan, şeyhülislâmların padişah tarafından atanması bana göre binlerce yıllık tarihimizdeki kırılma noktalarından biridir. Zira sarhoş kafayla devlet yönetmeye kalkan Yıldırım Beyazıt Han’a “Yaptırdığınız cami güzel ama yanında meyhanesi eksik!” diyebilen şeyhülislâmlar bu tarihten sonra bir daha çıkmamıştır. Kurultay geleneğinin, Ak-sakallar olgusunun, “Mağrur olma Padi-şahım, senden büyük Allah var!” düsturunun rafa kaldırılması, cemiyet (toplum) hayatımızı hal-laç pamuğu gibi atan başlıca etkenlerdendir hiç kuşkusuz. Bu durum ise bir kısım yöneticileri-mizin zamanla soytarılığa, yalakalığa meyletmesine neden olmuştur. Zira bir insanın kalbinden Allah sevgisini aldığınızda, o insanın kişilik temellerini de alt üst etmiş olursunuz. Dikkat buyu-run, Allah korkusu demiyorum. Çünkü korku söz konusu olduğunda riyakârlık da işin içine gire-cek ve insanın pusulası hepten şaşacaktır.
 ------Bugün Türkiye’de, aydın ve aydınlanma sorununa bağlı olarak, nerede ise üç asırdır sü-ren bir yönetim sorunu olduğu tarihi bir vakadır. Zaman zaman umut verici gelişmeler, dönem-ler olmuş olsa da bunlar kısa dönemlerle daha doğrusu kişilerin hayatta ve/veya iktidarda kal-ma süreleri ile sınırlı kalmıştır. Sevgili Peygamberimizin “Makamlar insanlara şeref vermezler, insanlar makamlara şeref getirirler.” sözü kulak ardı edilmiş ve üç a-sırdır Türk toplum hayatı bir kargaşanın (keşmekeş, kaos) içinde debelenip durmuştur. Bu ifadeyi abartılı bulanınız ola-bilir. Ama takdir edersiniz ki, düne dair pişmanlıkların, yarına dair endişelerin kıskacında bir ömür ancak ve ancak buhrandır. Depik (football) takımları ve manken oynaşmalarının (flört), devlet meselelerinden daha çok konuşulduğu bir ülkede iyi günlere kaldığımızı kim söyleyebilir ki?
------Üç asırdır süren ve tabir-i caiz ise kangrene dönmüş bir meselenin bir anda çözüme ka-vuşturulması mümkün değildir hâliyle. Ama bir yerlerden başlama zamanının geldiği, hatta geçmekte olduğu da aşikârdır. Bu noktada, meselelerin tespiti önemli olmakla birlikte; hayatî öneme haiz olan davranış, çözüm önerileri getirmek olacaktır. Hâl böyle olunca, meselenin çö-zümüne çare olabilecek birkaç öneri getirmek farz olmaktadır. Nedir bu öneriler? Öncelikle Türkiye’nin eğitim sistemi ele alınmalı, bilgili, bilinçli, nitelikli bireylerin yetişmesi sağlanmalıdır. Zira son yıllardaki çabalar olumlu olmakla birlikte, kısmen amacına ulaştığı görülmektedir. Bir diğer husus, demokrasi kül türümüzdeki aksaklıkların, çelişkilerin biran önce giderilmesine yö-nelik düzenlemelerin ivedilikle yapılmasıdır. Misal, muhtarlık seçimlerinde uygulanan saf ve duru demokrasinin, milletvekilliği seçimleri söz konusu olduğunda rafa kaldırılmasının mantıklı bir açıklaması (izah) yoktur. Varsa bile, tuzak kuramlarını (komplo teorisi) akıllara getiren açık-lamalar olarak kalacaktır. Bir diğer husus da, atanmışlar lehine olan denge daha doğrusu den-gesizlik; seçilmişler lehine düzeltilmelidir. Böylece demokratik yönetimde oluşan zafiyetler de ortadan kalkacaktır. Nasıl ki, 1920’lerde vatanın kurtulması için “milletin azim ve kararı”na baş-vurulmuşsa; yönetim sorununun halledilmesinde de, milletin sağduyusu yeterli olacaktır. Kısa-cası bir rektör, çalıştığı evrenkent (üniversite) bünyesinde; bir başhekim, hastane çalışanların-ca; bir milletvekili, kendi seçim bölgesindeki seçmenlerce seçilmediği müddetçe yönetim soru-numuzun hallolması mümkün değildir. Meselenin çözümü için, daha başka çözüm önerileri de getirilebilir.
------Türk tarihinin ilk devirlerine yönelik araştırmalarda, obaların birleşip hanları; hanların birle-şip, hakanları seçtiğine dair bilgilere erişilmiştir. Hatta bu usul, Osman Gazi’nin, Kayı Beyi ol-masıyla sonuçlanan süreçte bile gözlemlenir. Yine İslâm tarihinde, Hz. Muhammed’in (Allah’ın selâmı üzerine olsun.), müminlerin iradelerine etki etmemek gayesiyle, yerine bir halef (vekil) tayin etmeden ebediyete intikal etmesinin ardından yaşanan süreçte, sahabelerin kendi arala-rında halife seçme yoluna gittikleri malûmunuzdur. Hatta Arap-İslâm Devletinde ilk çatlak, bu seçimlerin ilkine, Peygamberimizin defin ve/veya taziye işlemleri ile meşgul olan Hz. Ali (r.a) efendimizin çağrılmaması veyahut haber ulaştırılamaması nedeniyle çıkmıştır. Daha doğrusu, Hz. Ali (r.a) bu olayı mesele yapmamış olmakla birlikte; sonraki dönemlerde bu durum, İslam’-da ve Müslümanlar arasında -dini ve/veya siyasi- ayrışmaların başlıca sebeplerinden birisini teşkil etmiştir. Yine Osmanlı’nın yıkılışına zemin hazırlayan en önemli olaylardan birisi olan; halkın, ulemanın (âlimler) ve ordunun çok sevdiği Şehzade Mustafa’nın, saray entrikaları so-nucu, haksız yere idam ettirilmesi de kamuoyu vicdanına iyi bir misaldir. Bu iki olay da bize göstermektedir ki, -tek bir ferdine varıncaya kadar- halkı dikkate almayan uygulamalar devlet yönetiminde sakıncalar doğurmaktadır. Üstelik karşınızdaki, cahil (bilgisiz) bir halk bile olsa, kendi geleceği hakkında söz sahibi olmak istemektedir. Bu da, demokrasi bilincinin, insanın içgüdüsel olarak doğuştan getirdiği bir özellik olduğunu göstermektedir cancağızlar.
------Son fasılda demek istiyoruz ki, yöneten ve yönetilenleri yani topyekûn milletimizi ilgilendi-ren bu büyük sorunun biran önce halledilmesi için; yeni bir şuura, yeni bir atılıma ihtiyaç vardır. Başlatılacak bu yeni atılımın temelleri ise, yeni bir silkinişin, yeni bir dirilişin bir an önce gerçek-leştirilerek; bir hokkada kotarılan, 751’lerin öncesindeki “alp”lık ile sonrasındaki “eren”liğe, 1923’lerin ruhunun üflenmesi ile oluşturulmalıdır. Sonrasında, Türklüğünden, Müslümanlığın-dan ve demokratik kazanımlarından taviz vermek istemeyenlerin oluşturacağı bu hareket; Türk mucizesini gerçekleştirmek için, Yahya Kemal Beyatlı Bey’in “Akıncılar” şiirindeki ruhla yeni bir akın başlatmalıdır.   Ancak, aynı duyguları paylaşanların anlaşabileceğini unutmadan tabi ki… Daha ne diyelim ki, Allah (c.c), aydınlarımıza akıl fikir versin.